fbpx
4

Hastalıkta Sağlıkta Mikrobiyota

Vücudumuzda bizlerle birlikte milyonlarca organizma yaşar. Öyle ki 2007’de Amerikan Sağlık Enstitüsü’nün öncülüğünde başlatılan ve insan vücudunda yaşayan mikroorganizmaların ve genetik materyallerinin tespiti için başlatılan İnsan Mikrobiyom Projesine göre, vücudumuzda her hücreye karşılık 10 mikroorganizma bulunmaktadır. Mikrobiyota adı verilen bu kompleksin çoğunluğunu bakteriler oluşturmakla birlikte mantar, virüs, protozoa gibi organizmalar da bu komplekste yer almaktadır. İnsan mikrobiyom projesinin ilginç sonuçlarından bir diğeri de bu mikroorganizmaların mikrobiyomundaki genlerin sayısı insan genomundaki genlerin sayısından yaklaşık 350 kat daha fazla olmasıdır. Bu mikroorganizmalar; sinir sisteminden bağışıklık sistemine, vitamin sentezinden besin emilimine, vücut için gerekli metabolitlerin üretiminden ilaç metabolizmasına kadar vücut için gerekli birçok metabolik olayda rol oynamaktadırlar. Hal böyleyken onlarla etkileşim içinde olmamamız kaçınılmazdır. Parmak izi gibi her insanda farklılık gösteren bu canlı kompozisyonunun bozulması disbiyozis olarak adlandırılır ve obezite ve diyabet başta olmak üzere; kardiyovasküler hastalıkların, nörodejeneratif ve psikiyatrik bozuklukların hatta bazı kanser türlerinin gelişimine neden olduğu bilinmektedir.

 

Bu yazımızda; mikrobiyotamızı etkileyen kalıtsal ve çevresel faktörlerin neler olduğunu, mikrobiyota adını verdiğimiz bu organın nasıl insandan insana farklılık gösterdiğini, bu mikroorganizmaların hastalık süreçlerini nasıl etkilediğinden bahsedip; yediklerimizin ruh sağlığımıza ne gibi etkileri olduğunu kısaca tartışacağız.

 

Mikrobiyotamız, kan ve BOS gibi steril ortamların dışında neredeyse tüm vücudumuzda dağılmış haldedir.  %90 kadarını bakterilerin oluşturduğu bu topluluk, doğumdan önce gelişmeye başlar. Normal ya da sezaryen doğum, bireyin mikrobiyota gelişimini etkilemektedir. Anne sütünde bebeğin bağışıklık sistemi için gerekli besinler ve çok çeşitli bakteriler bulunduğu bilinmektedir ve mikrobiyotanın gelişimi için önemli rol oynamaktadır. Hayatın erken dönemlerinde başlayan bu gelişim, olağanüstü durumlar dışında sabit kalır ve bireyin sağlık durumunun belirleyicisi olarak kabul edilebilir.

 

Genetik, çevresel ve kişisel faktörlerin mikrobiyotanın gelişimindeki rolü büyüktür. Yaş, cinsiyet, hormonal değişiklikler, beslenme alışkanlıkları, ilaç -özellikle antibiyotik- kullanımı, kişisel hijyen vb. gibi durumlar bu kompozisyonu etkiler. Sözgelimi; doğumdan önce gelişimine başlayan mikrobiyotamız genelde sabit kalır, yaşlılık döneminde ise bir azalma söz konusudur. Yine kadın ve erkeklerin hormonal ve fiziksel farklılıkları cinsiyetlere göre kompozisyon dağılımlarını etkilemektedir. Sağlıklı bir mikrobiyota için kişisel beslenme alışkanlıkları da önem taşır. Diyet alışkanlıkları sonucu yararlı/zararlı bakterilerin oranının değiştiği ve sonuçta çeşitli hastalıklara kapı araladığı bilinmektedir. Örneğin; bir çalışmada doymuş yağ asitlerinden zengin diyetin bağırsak mikrobiyotasındaki Firmicutes/Bacteroidetes oranını artırdığı, sonuç olarak bu değişimin obeziteye yol açtığı gösterilmiştir1. Akılcı ilaç kullanımı, hem kişisel sağlığımız hem de bizimle birlikte yaşayan mikroorganizmaların sürekliliği için önemlidir. Hekime danışılmadan alınan ilaçlar, fazlaca kullanılan antibiyotikler, vücut metabolizmamızı etkilediği kadar bizimle birlikte yaşayan canlıları da etkiler. Bugün; toplumuzda yaygın olan antibiyotik kullanımı, bizimle birlikte yaşayan yararlı bakterilerin sayı ve tür bakımından azalmasına ve yine bazı zararlı bakterileri türlerinin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesine sebep oldu. Bu akılsız ilaç kullanımı; bakteri kaynaklı metabolik olayların aksaması, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi olumsuz sonuçlar doğuruyor. Örneğin; kısa zincirli yağ asidi üretiminde rol oynayan bakterilerin dekompozisyonu, kardiovasküler rahatsızlıklara yol açtığı bilinmektedir2. Nitekim kişisel hijyen alışkanlıkları da sağlığımız için elzemdir.

 

Bağırsaklarımız bakteri yoğunluğu bakımından oldukça zengindir ve vücudumuzda yaşayan bakterilerin %90’ı burada bulunur. Aynı zamanda bağışıklık sistemi elemanlarının %70 kadarı da bağırsaklarımızda bulunur ve bağırsak duvarlarımız yaklaşık 100 milyon nöronla kuşatılmış haldedir. Tüm bunlar bilim insanlarına bağırsağın “ikinci beyin” olabileceğini düşündürmüş olabilir; ki bu organ, vücudumuzdaki diğer organ ve dokularla iletişim halindedir. Burada yaşayan bakteriler merkezi sinir sistemimiz için gerekli bazı nöro-kimyasalları üretirler ve beynimizi doğrudan uyarabilirler. Sözgelimi halk arasında “mutluluk hormonu” olarak bilinen serotoninin %90 kadarı bağırsaklarımızdaki bakteriler tarafından üretilmektedir.

 

Özellikle bağırsak florasında yaşanacak kritik değişiklikler kanser başta olmak üzere ilerleyen yaşlarda nörodejeneratif ve psikiyatrik bozukluklara yol açtığı zaten bilinen bir durum. Vücudumuzdaki mikroorganizmaların bahsettiğimiz fonksiyonları saymakla bitecek gibi değil diye düşünüyoruz. Nitekim bağırsaklarımızdaki bakterilerle aramızın iyi olması, kendimiz ve çevremiz açısından önem arz ediyor. Belki de yediklerimiz bizleri sandığımızdan çok daha fazla etkiliyordur. Bunu test etmek için ilk adımı kendimiz atabilir ve hayatımızdaki fastfood tarzı besinleri çıkarıp kendi gelenek ve kültürümüze ait olan diyete döndüğümüzde farkı anlayabiliriz. -Örneğin hayatımızdan 1 aburcubur bile çıkarsak gelecek için bir adım atmış oluruz.- Sağlıklı bir gelecek için kendimizle ve bizimle yaşayan minik canlılara iyi bakmamız gerekiyor.

 

Sağlıklı günler dileriz.

 

KAYNAKLAR

Kuzu F. Bağırsak Mikrobiyotasının Obezite, İnsülin Direnci ve Diyabetteki Rolü J Biotechnol and Strategic Health Res. 2017;1 (Special issue): 68-80

 

Yüksel Altuntaş, D., & Batman, A. (2017). Mikrobiyota ve metabolik sendrom. Turk Kardiyol Dern Ars45(3), 286-296.

 

Alagöz AN. Mikrobiyota ve Nörodejenerasyon. J Biotechnol and Strategic Health Res. 2017;1 (Special issue):115-122.

 

Alkan Ş. İmmün Sistem ve Barsak Mikrobiyotası. J Biotechnol and Strategic Health Res. 2017;1 (Special issue):7-16

 

Güney R, Çınar N. Anne Sütü ve Mikrobiyota Gelişimi. J Biotechnol and Strategic Health Res. 2017;1 (Special issue):17-24

 

Turnbaugh, P., Ley, R., Hamady, M. et al. The Human Microbiome Project. Nature 449, 804–810 (2007).

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on telegram
Telegram
Share on whatsapp
WhatsApp
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x