elbet-bir-gun-yaslanacagiz

Elbet Bir Gün Yaşlanacağız…

Değerli okur , yazdıklarımı okumadan önce şunları dile getirmem gerektiğini düşünüyorum: yazımda tüm yaş alan bireylerin fiziksel ve ruhsal olarak benzer durumda olduğunu iddia etmiyorum. Yazının amacı yaş alan bireyleri çaresiz, yalnız, aciz ya da acınası insanlar olarak göstermek değil elbette. Her geçen yıl sağlık,teknolojik,fiziksel vs. gelişmesine bağlı olarak ortalama yaşam süresi artmaktadır. Bu aynı zamanda toplam nüfus içindeki yaş alan bireylerin oranını da artması demektir. Esas amaç: dünyada yaş alan birey sayısının artmasına bağlı olarak var olan ve gelecekte yaşanabilecek sorunlara karşı önlem almak. Aktif yaşlanmayı bir adım öne alarak dünyada ve ülkemizdeki yürütülen/yürütülecek olan yaşlılık politikalarına karşı dikkat çekmek. Yaş alan bireylere yönelik bir farkındalık oluşturmaktır.

 

Hepimiz, büyüklerimizden ya da yaşıtlarımızdan “elbet bir gün yaşlanacağız” cümlesini duymuşuzdur. Klasik bir cümle daha insanoğlu da diğer canlılar gibi doğar, yaşar, büyür, yaşlanır ve ölür. Bazılarımız yaşlanmak kavramı yerine ‘yaş almak’ kavramının daha doğru ve uygun olduğunu düşünmektedir. Sanki ‘ yaş almak/ yaş alan birey’ şeklinde ifade ettiğimiz zaman kulağa biraz daha nazik geliyor. Yazının geri kalanında yaş alan kavramını kullanmayı tercih ettim.

Peki yaş almayı gerçekten anlamak mümkün mü? Bu sorunun cevabı ne evet ne de hayır. Neden mi? Çünkü yaş alma kavramını sadece anlamaya çalışabilirim. Bu bağlamda katıldığım seminerler/dersler, okuduğum makaleler, iletişime geçtiğim gerontologlardan aldığım bilgiler doğrultusunda bundan ortalama 45 yıl sonraki Ebru’yu düşünerek yaşayacağım duyguları aktarmak istiyorum.

 

70 yaşlarında tek başına yaşayan bir kadınım. İlk olarak sağlığımdan bahsetmek isterim. Gençliğimde duyduğum “aktif yaşlanmayı” gerçekleştirebilmek için sağlığıma daha fazla dikkat etmem gerektiğini kabullenmiştim. Karborhidratlar gibi sağlıksız besinleri minimum düzeyde tüketmeye çalışsam da düzenli olarak bir spor yapmadığım için ideal kilomun üzerindeyim. Kilo fazlalığı, çevresel ve genetik faktörlerinde etkisiyle de hipertansiyon, şeker ve kalp hastasıyım. Güne her sabah ilaç içerek başlamak ve gün içinde de ilaç almaya devam etmek bazı zamanlarda beni çok yıpratıyor. Çantamın büyük  ir kısmını ilaçlar kaplıyor. Ben neredeysem ,onlarda benimle. Emekli maaşım var ama maaşımın çoğu ilaç ve muayene masraflarıma gidiyor. Hakikaten bu emekli maaşı ne yaşatır ne öldürür bir miktarmış. Oturduğum ev kira, yalnız başıma yaşıyorum. Bazı anlar oluyor ki yalnızlık hissi çöküyor üzerime ve sessizce akıyor gözyaşlarım. İhtiyacım dışında evden dışarı çıkmıyorum çünkü her an başıma kötü bir şey gelir, evimin yolunu unuturum, saldırıya uğrarım gibi korkularım var. Telefon aracılığıyla dahi kişilerin banka hesaplarını boşaltan suç örgütleri olduğunu haberlerde izlediğimden beri insanlara hiç  güvenmiyorum.

İnternet , teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki her şey web sitelerinde. Mesela ürünlerle beraber gelen kullanma klavuzunun değerini şimdiler de daha da iyi anlıyorum. Telefonlara ve bilgisayarlara çok sık güncelleme geldiği için bir ay önce yaptığım online işlemi tekrar yapmakta güçlük çekiyorum. Bazı zamanlar oluyor ki neden yaşadığımı, ne için yaşadığımı hatta daha fazla yaşamamın bir anlamı olup olmadığını sorguluyorum. Bazı  amanlarda da bir huzur evine gitmeyi düşünüyorum. En azından yalnız olmam, birkaç tane de olsa arkadaşım olur diyorum. Sonra ‘uyum sorunu yaşar mıyım, bana gerçekten iyi davranırlar mı, beni dışlarla mı?’ korkusu yaşayacağımı düşünüp  azgeçiyorum. Yalnız olsam da en iyisi kendi evimde olmam. Sık yaptığım etkinlik ise balkonumda otururken yürüyen insanları, oyun oynayan çocukları, sokağa yeni taşınanların telaşını izlemek. Sabahları baya hareketli oluyor sokak. İş yerlerinin servisleri, okul servisleri, şahsı araçlarıyla işe gitmeye çalışanlar, amfideki derse koşan üniversite öğrencileri…

 

Aynı senaryo , akşamüzeri de tekrar ediyor. En sık konuştuğum kişi karşı komşum Zeynep Hanım. Sağolsun gün aşırı zile basar halimi hatırımı sorar. 65 yaşına gelip emekli olacağı günleri iple çekiyor. Zeynep Hanım’ın yerinde olmayı çok isterdim. 40’lı  yaşlarımda, daha atik ,daha sağlıklı, daha dinç, daha özgür olmayı. Hayat ne tuhaf değil mi? Gençler, emekli olup evlerinde oturmayı hayali kurarken; benim gibi yaşlılar ise yirmi dört saatlik bir güne yetişmediği günlere dönmenin hayalini kuruyor. Üniversite yıllarımda oturduğum apartmanda iki tane yaş alan teyze vardı. Apartmana her girişimde ya da çıkışımda sanki benimle konuşmak için özellikle cama yada balkona çıkarlardı. Oysa ben vaktimin az olduğuna inanmam sebebiyle onlarla hasbihal etmeyi belli bir süre sonunda vakit kaybı olarak görmeye başlamıştım. Ara ara aklıma geliyor o günler. İç sesim nasılsınız? Diye sormak beş dakikalık minik bir sohbet etmek oysa ne kadar kıymetliymiş. Bu sabah uzun bir aradan  sonra kalem kağıt aldım elime. Biz yaş alanlar ölsek nasıl olurdu, belli bir yaştan sonra acaba ölmeli miyiz? diye düşündüm. Sonra bunu bir şiir olarak yazmaya karar verdim.

 

Bir anda kalemimden şu mısralar döküldü:

YAŞLANANLAR NEDEN ÖLMELİ

Hepimiz öleceğiz nasılsa
Ne fark eder bir gün eksik bir gün fazla
Emekli maaşı yetmiyorsa yaş alana
Kimse istemez ki ne gelinim baksın ne kızım
Zaten yaşanacaklar yeterince yaşanmışsa
Ne fark eder bir gün eksik bir gün fazla
Göz görmez kulak duymaz
İki adım bile ızdırap çektirir ayaklara
Birçok ilaca her gün bağlı olmaya
Değer mi ki bir gün eksik bir gün fazla
Yalnızlık olur en yakın dostun
İki kelam etmeye yok ki arkadaşın
Bayramlar olmasa yok ki arayıp soranın
Ne fark eder bir gün eksik bir gün fazla
Uyku da fazla gelir yaş alana
Hemen doyar iki kaşıkla
İçer ilaçlarını torba torba
Ne fark eder bir gün eksik bir gün fazla.

1 Comment
  • Müyesser Kayiş
    Posted at 18:46h, 31 Ocak

    Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş, emeğinize sağlık. Biz gençlerin yaş alan büyüklerimizle daha fazla ilgilenmesi ve onlara empatik bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerektiğini çok iyi ele almışsınız.